Farkihisset ailesine merhaba! Bu içerikte “İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
İnsanlığın İlk Yerleşim Yeri Neresi? Bunu İlk Kez Öğrendiğim Gece Hiç Uyuyamadım
Kayseri’de yaşayan biri olunca insanın içinde garip bir geçmiş hissi oluşuyor. Özellikle kış gecelerinde… Erciyes’in üstüne çöken sis, sokak lambalarının altında ağır ağır yürüyen insanlar, eski taş binaların duvarlarından gelen sessizlik… Bazen bu şehir bana sadece bir şehir gibi gelmiyor. Sanki binlerce yıl önce burada yaşamış insanların nefesi hâlâ havanın içinde dolaşıyor.
Geçen sonbaharda tam da böyle bir geceydi.
Yağmur yeni durmuştu. Eve dönerken ayakkabılarım su çekmişti ve moralim zaten bozuktu. O dönem hayatımın en dağınık zamanlarından biriydi. Yakın bir arkadaşımı kaybetmiştim, sevdiğim biriyle de konuşmayı bırakmıştık. İnsan bazen aynı anda hem çok yorulup hem de hiçbir şey yapmamış gibi hissediyor. Ben tam olarak öyleydim.
Eve geldim. Çayı koydum. Günlüğümü açtım ama tek kelime yazamadım.
Sonra internette rastgele dolaşırken bir başlık gördüm:
“İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi?”
O an neden bilmiyorum ama ekrana uzun uzun baktım.
Çünkü o gece yalnız hissetmekten çok daha ağır bir şey vardı içimde. Sanki dünyada hiçbir yere ait değilmişim gibi hissediyordum. Ve belki de bu yüzden, insanlığın ilk kez “bir yere ait olmayı” nasıl öğrendiğini merak ettim.
Göbeklitepe’yi İlk Kez Gerçekten O Gece Hissettim
Daha önce adını elbette duymuştum. Ama sadece haberlerden, kısa videolardan… Hiç durup gerçekten düşünmemiştim.
İnsanlığın ilk yerleşim yeri denince birçok tarihçi bugün özellikle Göbeklitepe ve çevresini işaret ediyor. Şanlıurfa yakınlarında bulunan bu alanın yaklaşık 12 bin yıllık olduğu söyleniyor. Düşünmesi bile tuhaf geliyor. Çünkü bu, piramitlerden bile daha eski bir geçmiş demek.
Ama beni etkileyen şey taş sütunlar değildi.
Beni etkileyen şey şuydu:
Bir zamanlar korkan insanlar vardı. Üşüyen insanlar. Sevdiklerini kaybeden insanlar. Gece olunca gökyüzüne bakıp anlam arayan insanlar…
Ve onlar bir gün bir araya gelip aynı yerde kalmaya karar verdiler.
İnsanlığın ilk yerleşim yeri aslında sadece taşlardan oluşmuyordu. Belki de ilk kez birbirine tutunmaya çalışan insanların hikâyesiydi.
Bunu düşündüğüm anda boğazım düğümlendi.
Çünkü modern hayatın içinde hepimiz birbirimize çok yakınmış gibi davranıyoruz ama kimse gerçekten kimsenin yanında değil gibi.
O gece bilgisayar ekranına bakarken içimden şu geçti:
“Binlerce yıl önce yaşayan insanlar bile yalnız kalmamak için bir araya gelmiş. Peki biz neden bu kadar kopuğuz?”
Dedemin Sessizliği Aklıma Geldi
Ertesi gün annemlere gittim.
Kayseri’de aile evine gidince zaman biraz yavaşlıyor. Sobanın yanında oturan annem, mutfaktan gelen çay kokusu, televizyonun gereksiz yere açık olması… Çocukluğumun bütün sesleri hâlâ aynı.
Dedem de oradaydı.
Eskisi kadar konuşmuyor artık. Yaşlandıkça insanın sesi değil ama bakışları büyüyor galiba. Bazen hiçbir şey demeden çok şey anlatıyor.
Yanına oturdum.
Bir süre sessiz kaldık. Sonra birden ona şunu sordum:
“Dede, insanlar neden ilk köyleri kurdu sence?”
Yüzüme baktı. Hafif güldü.
“Üşümemek için,” dedi.
Sonra biraz düşündü.
“Tek başına korkarsın oğlum. İnsan dediğin birbirine yaklaşınca insan olur.”
Yemin ederim o cümle beni günlerce etkiledi.
Çünkü internette okuduğum onlarca akademik yazıdan daha gerçekti.
İnsanlığın İlk Yerleşim Yerleri Neden Kuruldu?
Tarihçiler insanların avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata geçişinde birkaç temel neden olduğunu söylüyor:
1. Güvenlik İhtiyacı
Tek başına yaşamak çok zordu. Yabani hayvanlar, sert hava koşulları ve açlık sürekli tehdit oluşturuyordu. İnsanlar birlikte yaşayınca hayatta kalma şansları arttı.
2. Tarımın Başlaması
İlgili Makale: İnsan haklarının etik temeli nedir ?
İnsanlar toprağı ekip biçmeyi öğrenince sürekli göç etmek yerine aynı yerde kalmaya başladı. Bu da köylerin oluşmasına neden oldu.
3. Aidiyet Duygusu
Bence en önemlisi buydu.
İnsan sadece yemek bulmak için yaşamıyor. Bir yere ait hissetmek istiyor. Aynı ateşin başında oturmak, aynı gökyüzüne bakmak, aynı insanlarla yaşlanmak istiyor.
Belki de insanlığın ilk yerleşim yeri dediğimiz şey tam olarak buydu: yalnızlığa karşı kurulmuş ilk küçük dayanışma.
Kayseri Sokaklarında Yürürken Bunu Çok Düşündüm
O hafta sürekli yürüdüm.
Hunat Hatun civarında dolaştım, eski taş binaların önünde durdum, Cumhuriyet Meydanı’ndan geçtim. İnsanları izledim.
Bir adam simit satıyordu.
Yaşlı bir teyze poşetlerini taşımaya çalışıyordu.
İki lise öğrencisi kahkahalarla gülüyordu.
Bir ara durup şunu düşündüm:
12 bin yıl önceki insanlar da muhtemelen böyleydi. Belki onların da küçük dertleri vardı. Belki biri sevdiğini kaybetmişti. Belki biri kendini dışlanmış hissediyordu.
Ama yine de aynı yerde yaşamaya devam etmişlerdi.
Çünkü insan bazen sadece bir kapının ışığını görmek istiyor.
Ben bunu çok iyi biliyorum.
Bazı geceler insanın içindeki karanlık öyle büyüyor ki… Eve dönerken camı yanan bir ev görünce bile rahatlıyorsun. Dünyada hâlâ birileri uyanık diye.
Göbeklitepe’nin Bende Uyandırdığı Duygu
Bir süre sonra Göbeklitepe hakkında daha fazla okumaya başladım.
Oradaki taşların üzerine işlenen figürleri gördüm. Hayvan kabartmalarını, sembolleri, gizemi…
Ama garip şekilde beni en çok etkileyen şey ihtişam değildi.
Sessizlikti.
Çünkü o taşlara baktığımda şunu hissettim:
Bizden önce yaşayan herkes de bir anlam arıyordu.
Bugün telefonlarımız var, arabalarımız var, internet var ama insanın içindeki temel şey hiç değişmemiş.
Hâlâ sevilmek istiyoruz.
Hâlâ korkuyoruz.
Hâlâ yalnız kalmaktan çekiniyoruz.
Ve hâlâ bir yere ait olmak istiyoruz.
İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi diye sorunca aslında sadece tarih öğrenmiyoruz. Kendimizi anlamaya çalışıyoruz.
Bir Gece Günlüğüme Şunu Yazdım
O gece saat sanırım 02.17’ydi.
Dışarıda rüzgâr vardı. Kayseri’nin ayazı camdan içeri işliyordu. Masamda yarım kalmış çay duruyordu.
Günlüğü açtım ve şunu yazdım:
“İnsanlık ilk kez bir yerde toplanırken belki de kimse güçlü değildi. Ama birlikte olunca korkuları azaldı.”
Sonra uzun süre yazamadım.
Çünkü fark ettim ki ben de son aylarda tam olarak bunu özlüyordum.
Birlik hissini.
Anlaşılmayı.
Bir yere ait olmayı.
İnsanlığın İlk Yerleşim Yeri Sadece Tarih Değil
Bugün biri bana “İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi?” diye sorsa sadece Göbeklitepe demem.
Çünkü mesele bundan daha büyük.
Bu soru aslında şunu soruyor:
“İnsan ne zaman yalnız olmamaya karar verdi?”
Ve galiba cevabı binlerce yıl öncesinde saklı.
Bir grup insan korkularına rağmen aynı ateşin etrafında oturduğunda…
Birbirine bakıp “Burada kalalım” dediğinde…
İnsanlık gerçekten başlamış olabilir.
Bazen düşünüyorum da…
Belki modern hayat bizi çok hızlandırdı. Ama içimizdeki o eski insan hâlâ aynı şeyleri istiyor. Güvenli bir yer. Yakın hissettiği insanlar. Sessiz ama sıcak bir hayat.
Ben bunu Kayseri’nin soğuk gecelerinde daha iyi anlıyorum.
Çünkü bazı şehirler insana geçmişi hatırlatıyor.
Ve bazı sorular insanın içine yerleşiyor.
“İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi?” sorusu da benim içimde öyle kaldı.
Bir tarih bilgisi gibi değil…
Kendimi anlamaya çalıştığım uzun bir gece gibi kaldı.
“İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Farkihisset olarak daha fazlası için buradayız!