İçeriğe geç

İranda sandalet giyilir mi ?

Farkihisset olarak “İranda sandalet giyilir mi” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!

İranda sandalet giyilir mi?

Bunu da Okuyun: İnsanlığın ilk yerleşim yeri neresi ?

İzmir’de yaz ayları diye bir şey yok aslında; yılın büyük kısmı “sandaletle dışarı çıkılır mı bugün?” sorusuyla geçiyor. Ben de 25 yaşında, bu soruyu sanki Nobel fizik problemiymiş gibi düşünen biriyim. Arkadaş grubu WhatsApp’ında bile tartışma konusu olabiliyor bu.

Ama işin komiği şu: bir gün biri ciddi ciddi sordu:

“İranda sandalet giyilir mi?”

O an grubun yarısı “abi ne alaka” dedi, diğer yarısı Google’a koştu. Ben mi? Ben direkt sandaletime baktım. Sanki o cevap verecekmiş gibi.

Ve işte bu yazı, o garip sorunun zihnimde açtığı uzun yolculuğun sonucu.

İzmir’de sandalet = yaşam tarzı, İran’da sandalet = soru işareti

İzmir’de sandalet giymek bir tercih değil, bir zorunluluk. 35 dereceyi görünce ayakkabı giymek zaten küçük bir hayata karşı meydan okuma gibi.

Bir keresinde Karşıyaka vapurunda şöyle bir sahne yaşamıştım:

— “Abi hava kaç derece?”

— “Kanka 38.”

— “Tam sandaletlik.”

— “Zaten başka seçeneğimiz yok ki…”

Ama sonra biri çıkıp “İranda sandalet giyilir mi?” deyince kafamda kısa devre oldu. Çünkü ben daha Alsancak’ta hangi terliğin kombine daha uygun olduğunu çözememişim, adam ülke soruyor.

İç ses 1: “Sen önce bugün ne giyeceğini çöz”

Kafamın içinde iki ses var benim.

Biri çok rahat:

“Tak sandalet geç, İzmir burası.”

Diğeri aşırı panik:

“Ya rüzgâr çıkarsa? Ya denizden nem vurursa? Ya biri seni ciddiye almazsa?”

İran sorusu bu iç tartışmayı daha da büyüttü.

“İranda sandalet giyilir mi?” diye düşünürken kendimi bir anda Tahran sokaklarında hayal ettim. Bir elimde çay, ayağımda sandalet… Ama sonra beynim araya girdi:

“Bir dakika… kültür… hava… toplumsal normlar…”

Ben daha Bornova’da markete giderken “eşofman mı giysem şort mu” ikilemini çözemiyorum.

Sandalet felsefesi: Basit bir ayakkabı, büyük bir mesele

Sandalet dediğin şey aslında çok basit: ayağını serbest bırakıyorsun. Ama insan zihni öyle değil.

Bir gün arkadaşım Mert’le sahilde oturuyoruz. O da felsefi modda:

— “Sence sandalet özgürlük mü?”

— “Ne?”

— “Yani ayakların özgür… insan da özgür mü oluyor?”

Ben o an kumlara bakıp düşündüm:

“Ben önce çorabımı özgür bırakmayı öğreneyim de…”

İşte tam bu noktada konu tekrar patlıyor: İranda sandalet giyilir mi?

Çünkü mesele sadece hava durumu değil, kültür, alışkanlık, sosyal algı, hatta bazen bakış açısı.

İzmir’den bakınca dünya hep biraz terlikli

İzmir’de büyüyen biri olarak şunu fark ettim: bizde ayakkabı seçimi bile rahatlık üzerine kurulu.

Sahil = sandalet

Market = sandalet

Bakkal = “hızlı gidip gelirim zaten” sandalet

Düğün = “acaba sandalet olur mu?” (olmaz ama düşünülür)

Bir keresinde annem beni AVM’ye klasik ayakkabıyla göndermişti. 20 dakika sonra geri döndüm:

— “Ayağım sıkıldı.”

— “Oğlum daha kapıdan çıkmadın…”

— “Ama hissettim.”

İşte böyle bir zihinsel altyapıyla “İranda sandalet giyilir mi?” sorusuna yaklaşınca olay tamamen farklı bir boyuta gidiyor.

İç ses 2: “Sadece sandalet bu, NASA projesi değil”

Beynim bazen bana çok net konuşuyor:

“Bak kardeşim, bu sadece ayakkabı.”

Ama ben?

Ben her şeyi büyütme konusunda doktora yapmış gibiyim.

İran’ı düşününce kafamda şu sahne canlanıyor:

Bir sokak, hafif rüzgâr, insanlar yürüyüşte… Ve ben sandaletle yürümeye çalışıyorum.

Yanımdan geçen biri bakıyor.

Ben içimden:

“Acaba yanlış mı yaptım?”

İşte bu kadar basit bir soru bile zihnimde mini bir sinema filmi açıyor.

Kültür farkı mı, yoksa benim fazla düşünmem mi?

Gerçekçi olalım: “İranda sandalet giyilir mi?” sorusunun cevabı aslında çok basit olabilir. Ama ben basit cevapları sevmiyorum.

Benim problem şu:

Bir şeyi ne kadar basit yaparsam, beynim o kadar karmaşık hale getiriyor.

Arkadaş ortamında da böyleyim:

— “Abi pizza mı yesek?”

— “Pizza evrensel mi sence?”

— “Ne?”

— “Yani kültürler arası bir bağ mı kuruyor?”

Sonra herkes bana bakıyor. Sandalet bile bana “sus” der gibi.

İran hayali: Sandaletle diplomasi

Bir gün hayal ettim: İran’a gitmişim. Üzerimde yazlık bir tişört, ayağımda sandalet.

Pasaport kontrolünde görevli bakıyor:

— “Purpose of visit?”

Ben:

— “Sandalet araştırması.”

O an anladım ki bazı sorular sadece gülmek için sorulur.

Ama yine de aklımın bir köşesi ciddi:

“İklim nasıl? Sokak kültürü nasıl? İnsanlar ne giyiyor?”

Çünkü mesele aslında sadece İranda sandalet giyilir mi? değil, “ben orada rahat eder miyim?” sorusu.

İzmir vs dünya: Sandalet evrensel mi?

İzmir’de sandalet neredeyse karakter özelliği gibi.

Ama dünya biraz daha farklı.

Bazı yerlerde:

Sandalet = plaj

Sandalet = ev içi

Sandalet = “çok rahat ama dışarıda değil”

İzmir’de ise:

Sandalet = hayatın kendisi

Bir keresinde arkadaşım Almanya’dan dönmüştü:

— “Orada sandaletle markete gitmek biraz garip karşılanıyor.”

— “Ne yani insanlar ayakkabıyla mı yaşıyor?”

— “Evet.”

O an küçük bir kültür şoku yaşadım.

İç ses 3: “Belki de mesele sandalet değil”

Bazen düşünüyorum da, belki de bu sorunun kendisi yanlış.

Belki “İranda sandalet giyilir mi?” diye sormak yerine şunu sormalıyım:

“Ben yeni bir ortamda kendimi nasıl hissederim?”

Ama bu çok ciddi bir soru. Ben daha çok “şortla markete gidilir mi?” seviyesinde yaşamak istiyorum.

Sandaletli düşünce spirali

Benim zihnimde işler genelde böyle ilerliyor:

Sandalet → yaz → tatil → İran → kültür → sosyal normlar → “acaba yanlış mı anlaşılırım?”

Ve bir bakmışım, başlangıç noktasıyla alakası olmayan bir yerdeyim.

Arkadaşım Efe bir gün dedi ki:

— “Sen bir şeyi 2 dakikada anlatıyorsun ama 40 dakikalık düşünüyorsun.”

Haklı olabilir.

Çünkü “İranda sandalet giyilir mi?” sorusu bile bende böyle bir zincir reaksiyon başlatıyor.

Günlük hayatın küçük absürtlüğü

Aslında bu sorunun komik tarafı şu: hayatın kendisi zaten yeterince karmaşık.

Ama biz insanlar ekstra katman eklemeyi seviyoruz.

Mesela:

Sandalet mi?

Çorap mı?

Açık mı kapalı mı?

Rahat mı resmi mi?

Türkiye mi İran mı?

Bir anda ayakkabı seçimi uluslararası ilişkiler dersine dönüşüyor.

Kısa bir gerçeklik kontrolü

Bazen durup şunu söylüyorum kendime:

“Bunu bu kadar düşünmek zorunda mısın?”

Ama sonra yine aynı döngü:

“Peki ya yanlış anlaşılırsa?”

İşte tam burada İzmir’in rahatlığı devreye giriyor.

Sahilde yürürken insanlar sana bakmıyor bile.

O yüzden içimdeki rahat ses kazanıyor:

“Giy sandaletini, çık dışarı.”

Son düşünce: Sandalet bir cevap değil, bir bahane

Aslında mesele hiçbir zaman sadece sandalet olmadı.

“İranda sandalet giyilir mi?” sorusu bana şunu hatırlatıyor:

İnsanlar bazen en basit soruların içine en karmaşık düşüncelerini saklıyor.

Ben de yapıyorum bunu.

Bir ayakkabı seçiyorum, sonra kendimi kültürler arası analiz yaparken buluyorum.

Ama günün sonunda, İzmir akşamında deniz kokusuyla yürürken tek düşündüğüm şey şu oluyor:

“Bugün sandalet iyi seçimdi.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betci giriş